Cuma, Ağustos 26

Nilüferden...



Eski fotoğraflara bakmayı sevenler için ideal bir çalışma. Bazen beni çok hüzünlendirir eski fotoğraflar, bir kutuya hapsederim hepsini. Bu kutunun üzerinde gördüklerinzi de abimin çocukluk ve gençlik yılları. Kapağın içine de bir kaç güzel ve özel söz yazılmış:)

Hünkar beğendi

Evliliğimizin ilk yıllarında eşime ne marifetli karım varmış dedirten yemeklerimden biriydi hünkar beğendi. Oysa laf aramızda bana çok kolay gelirdi:)) Kilolar alındıkça, mutfağım bana dar geldikçe nadir yenen özel yemekler arasındaki yerini aldı zamanla. Geçen gün eski günleri yadetmek için kolları sıvadım.

Belki bu sıcaklar için ağır gelir ve tabiki bilenler bilir ama ben yine de bir özetleyeyim nasıl yaptığımı. Yanlışım varsa düzeltin tabi:)
İşte benim hünkar beğendi:
Malzemeler:
  • 600 gr. kuzu kuşbaşı (danayı tercih ettim bu sefer)
  • 2 soğan
  • 2 kaşık salça
  • 1 kg. patlıcan
  • 1 su bardağı sıcak su
  • tuz, karabiber
  • 1 su bardağı süt
  • 1 su bardağı su
  • 2 çorba kaşığı eski kaşar
Soğanları yemeklik doğrayıp kavurdum. Ardından kuşbaşı doğranmış etleri ekleyip suyunu çekene kadar kavurmaya devam ettim. Suyunu çektikten sonra 2 kaşık salça (biraz da biber domates karışık salçamdan ekledim), tuz, karabiber ve sıcak suyu ekleyip kapağı kapalı olarak 20 dk. pişirdim.

İşin zor kısmı patlıcanları közlemek. Ocakta yapınca her taraf batıyor. Bu sefer minik fırınımın teline dizdim patlıcanları yıkayıp. Altına da akarsa diye tepsimi koydum. Izgara ayarında 200 derecede yarım saat falan sürdü közlenmesi. (Tabi artık köz denirse buna:)).
Hepsini temizledim limonlu suda beklettim kararmasın diye.Sonra sıkarak çıkardım ve ezdim.
Ocakta da 2 yemek kaşığı kadar yağda 2 yemek kaşığı unu kavurdum. Un kokusunu almaya başlayınca patlıcanları ekledim. Patlıcan kokusunu alınca da 1 su bardağı süt bir su bardağı su. Tabi közlendikten sonra bu 1 kg. patlıcandan geriye ne kaldığına bağlı ekleyeceğiniz su ve süt. Bazıları çok çekirdekli çıkınca alıyorum o kısımları daha az patlıcan kalıyor. Çok cıvık olmayacak şekilde su ve süt ekliyorum. En sonda da rendelenmiş kaşar, tuz karabiber. Çırpma teliyle çırpılabilir.
Servis yaparken önce patlıcanlı karışımdan koyuluyor. Üzerine de salçalı et.
Biz o kadar acıkmıştık ki geçen akşam fotoğrafını çekemedim, üzgünüm:(( Hayalgücünüzü kullanın artık:))

Çarşamba, Ağustos 24

Ulus pazarı nereye gitti?

İstanbul'un pazarları ünlüdür bilirsiniz.
Pazartesileri Göztepe'de, salı günleri Kadıköy'de, çarşambaları Fatih'te, perşembeleri Ulus'ta ve cumaları yine Kadıköy'de kurulan pazarlarda her şey bulunur. Bana yakın olması nedeniyle genelde Ulus pazarına giderdim. Ama geçenlerde duyduğum bir habere çok üzüldüm. Önceleri Akmerkez'in hemen karşısında olan pazar yol yapımı nedeniyle Arnavutköy tarafına taşınmıştı. Bu sefer de semt sakinlerinin şikayetleriyle kapatılmış. Çalışmaya başlamadan önceki şu son tatil günlerimde bir kez daha gideyim diye düşünüyordum ama artık çok geç. Başka bir yer mi verecekler pazarcılara acaba? Bugünün işini yarına bırakma diye boşuna dememişler. Hep tembellik yapıp ertelemiştim pazarı şimdi de ara ki bulasın:( Bu konuda bir şey duyarsanız beni haberdar ederseniz sevinirim.

Salı, Ağustos 23

Annemden...



Annemin hepinize selamı var. Merakla bekliyor dilimden düşürmediğim becerikli arkadaşlarımla tanışmayı. Bilgisayar imkanı olmadığı için henüz hiç göremedi benim günlüğümü de:( Abim müsait olunca gezdirecek bakalım. En son İzmir gezimden eli boş dönmedim. İşte annemden bir kolye küpe takımı...

Pazartesi, Ağustos 22

Dilime dolananlar...

KÜL VAKTİ

Tut elimden beni kaldır göçelim
Adalara bu gece
Yağım tükendi kandilim söndü
Yana yana bu gece
Canımı alsın dar sokaklar vakitsiz uykular
Uyanırım eli annemin gönlümü okşar
Düştüm eyvah dalgalara yar
Ay dokundu geçti bana yar
Çıkar beni kollarında yar
Kurut sakız ağacında yar
Yüreğim yanar...

Nar ağacında bir kucak zakkum
Hangi yazdan kalma
Canımı al benim al ışığımı
Hüznüme dokunma
Denize bandım ekmeğimi sana getirdim yar
Suya karıştım şarkılarla gelmiyor bahar
Kimse bilmiyor derdimi
Ateşe attım kendimi
Geçti zamanı ateşin aşkın
Şimdi kül vakti
Bu deniz annemin evi
Çivit kokardı mendili
Sebebi yok ağlar dururdu
Her seher vakti...


Ezginin Günlüğü'nün "Oyun" albümünden, eşimin çok sevdiği dilime dolanan bir şarkı. İlk fırsatta bir dinleyin benim de kulaklarım çınlasın:)

Aramıza yeni katılanlara merhaba:))

Sayımız gittikçe artıyor, ne güzel...
Herkes birbirinden bir şeyler öğreniyor; ekranın karşısında birilerinin olduğundan her zaman o kadar eminiz ki sıkıntılarımızı ve mutluluklarımızı paylaşabiliyoruz.
Bloguma ismini eklemeyi unuttuğum arkadaşlar varsa çekinmeden bana mail atıp hatırlatabilirler. Anlayışınıza sığınarak böyle bir hatırlatma yapayım dedim.
Sevgilerimle...

Fimoyla bardaktan bozma kavanoz


Geçen İzmir ziyaretimde anneme götürmüştüm fimo malzemelerimi. O da meraklanınca, bir kaç uygulamayla anlatayım istedim neler yapılabileceğini. Bu renkle şu renk uyar, o renkle bu gider derken bir sürü rulo sosis çıktı ortaya. E tabi ziyan etmek olmaz, eski bir bardağı kapladık. Bardağın boyu düşündüğümden uzun olunca da ağız kısmını resimde gördüğünüz gibi kapladım. Biliyorum hala çok acemi işi gibi ama napalım her şey zamanla:)
Kalan ufak tefek parçalardan da annem boncuklar yapıvermişti hemen. Onları da pişirip yeğenim Beste'nin koluna çok şirin bir bileklik yaptık. Beste şimdi üniversite sınavlarına hazırlanmaya başladı. Umarım bilekliği uğur getirir ve istediği yeri kazanır. Aynı dileklerim tabiki diğer sınava hazırlanan öğrenciler için de geçerli.

İzmir'den selamlar getirdim herkese



Sessiz sedasız İzmir'e kaçmış gibi oldum. Diğer arkadaşlar gibi "ben tatile gidiyoruuuumm" demek isterdim ama hazırlanma telaşından fırsat bulamadım bir türlü size allahaısmarladık demeye.
İzmir her zamanki gibi çok güzeldi. İstanbul'un gürültü patırtısından, tantanasından uzak ama İstanbul kadar albenisi olan bu şehirden ayrılmak yine çok zor oldu bizim için. Buarada İzmir deyince hala lağım kokulu körfezden bahsedenlere teessüf ederim. Artık körfezimiz de pırıl pırıl. İnanmazsanız bir gün ben sizi gezdireyim:))
İzmir'den Kordon boyu ve Alsancak fotoğraflarıyla yeniden merhaba herkese...

Çarşamba, Ağustos 10

ŞİŞLE ÖRME TAKILAR



  1. Çiçek teline bilekliği öreceğiniz boncuk ya da metal bolca diziliyor önce. Teli kesmiyoruz ama. İstediğiniz şekle göre dizme sıranız değişir. Örnekte 6 pembe 5 eflatun var. Metalli örnekte de bir sıra 5 bir sıra 4 metalli. Bir küçük bir büyük metal dizmiştim. ( Örerken her sırada eşit sayıda boncuk olmuyor çünkü. Bir sıra diğerinden her zaman 1 adet eksik oluyor.)
  2. 3 numara şişle 12 (pembeli) veya 10 (metalli) ilmek başlanıyor. (yani ikişer ikişer arttırıp azaltılabilir bu sayı) Bilekliğin tümü haraşo örülüyor. Önce klipsini sıkılaştıracağımız yeri örmek gerekiyor ama. Hiç boncuk alınmıyor ilk 3-4 sırada.
  3. Tele dizilmiş olan boncuklardan bir tane alınıp tel örülüyor bir ilmek. Diğer ilmek boncuk alınmadan örülüyor. (Yani bir ilmek boncukla bir ilmek boş örülüyor.)
  4. Bu sıra bitince dönüş sırasında hiç boncuk koyulmadan örülüyor.
  5. Bir sonraki sırada ilk ilmek örülmeden diğerine alınıyor. İkinci ilmek örülüyor. Üçüncü ilmekte de boncuk alarak örülüyor. Dördüncü ilmek yine boş sonra yine boncuklu.. yani hep aynı mantıkla.
  6. Bir sıra boncuksuz örülüyor.
  7. Yine bir fazla boncuk olan sıraya geldik.....................
Eksik kalan bir yer yoktur umarım.
Yamukluk olursa teli elinizle düzeltebilirsiniz.
Metalli olanı da herkes çok beğendi ama fotoğrafta flaş patlayınca parladığı için pek güzel çıkmamış.

PASTANE POĞAÇASI

Eğer siz de benim gibi sabahları poğaça yemeyi seviyorsanız Tarçının Mutfağı'ndaki pastane poğaçasını mutlaka deneyin derim. Ben iç malzeme olarak peynir kullandım ama yassı yassı yapıp pastanelerdeki gibi üzerine domates biber sucuk falan koyarak da güzel olur diye düşünüyorum.


HİNDİSTAN CEVİZLİ KURABİYE DOLMASI


Sofra dergisinin mayıs sayısından seçtiğim bir kurabiye. Tadı da görüntüsü de çok güzel oldu.
Malzemeler:
Hamuru:
1 adet oda sıcaklığında margarin
2 adet yumurta (akı ayrılmış)
1 çorba kaşığı yoğurt
1 paket vanilya
1 su bardağı pudra şekeri (birazcık daha ekleseymişim daha iyi olurmuş aslında!)
1/2 paket kabartma tozu
36 çorba kaşığı buğday nişastası. (ben 250 gr koydum)
Aldığı kadar un

İçi:
250 gr ceviz
2 çorba kaşığı marmelat

Üzeri:
Yumurta akı
250 gr hindistan cevizi

Hamurunu yoğurun. Yumurta büyüklüğünde parçalar alıp yuvarlayın ve ortasını açıp marmelat ve cevizden olan iç karışımını koyun. Ağzını kapatıp (çapraz köşeleri birleştirip yuvarlayınca kolay oluyor) önce yumurta akına sonra hindistan cevizine bulayın. Dergide unlanmış fırın tepsisinde pişirin diyor ama ben yağlı kağıt kullandım. Orta sıcaklıktaki bir fırında hafif pembeleşene kadar pişirin. Aman hepsini yemeyin bizim gibi:))
Afiyet olsun...

Sepet örgüsü bilen var mıııı??





























İstediğim uzunlukta zincir çektim. sonra her deliğe batarak şişle örer gibi ilmekleri topladım kalın tığımda. Zincirin sonuna geldiğimde de tığımda toplanmış olan ilmekleri ikişer ikişer ördüm. Sonra tekrar aynı işlemi yaptım yani önce deliklere batarak ilmek topladım sonra ikişer ikişer ördüm. Fakat kenarlarda eksilme oluyor. Daralmaya başlıyor. Ben de sağ kenarda bir zincir çekiyorum her seferinde düzeliyor. Acaba sol tarafı nasıl toparlayabilirim? Baksanıza kötü görünüyor:((

Salı, Ağustos 9

yeşilim yeşilim yeşilim aman:))



Annemin yeşil tasarımları...



:( Fotoğrafları çekerken flaş patlamamış herhalde. Resimde pek güzel görünmemişler:(( Neyse ben silmeyeyim siz anlarsınız halimden:)

Perşembe, Ağustos 4

Dikiş Kutusu


Nilüfer yengemin dikiş kutusu.
kendi gelinimizdir diye söylemiyorum ama çok hamarattır kendisi:)
Buarada kutunun içine iyi bakın. Vatkadan bozma iğnedanlığı (adı bu muydu emin değilim) gördünüz mü? Pes doğrusu pes:))

Salı, Ağustos 2

Şiir

FAHRİYE ABLA
Hava keskin bir kömür kokusuyla dolar
Kapanırdı daha gün batmadan kapılar
Bu afyon ruhu gibi baygın mahalleden
Hayalimde tek çizgi bir sen kalmışsın sen!
Hülyasındaki geniş aydınlığa gülen
Gözlerin , dişlerin ve akpak gerdanınla
Ne güzel komşumuzdun sen Fahriye abla!

Eviniz kutu gibi küçücük bir evdi
Sarmaşıklarla balkonu örtük bir evdi
Güneşin batmasına yakın saatlerde
Yıkanırdı gölgesi kuytu bir derede
Yaz kış yeşil bir saksı ıtır pencerede
Bahçede akasyalar açardı baharla
Ne şirin komşumuzdun sen Fahriye abla!

Önce upuzun sonra kesik saçın vardı
Tenin buğdaysı , boyun bir başak kadardı
İçini gıcıklardı bütün erkeklerin
Altın bileziklerle dolu bileklerin
Açılırdı rüzgarda kısa eteklerin
Açık saçık şarkılar söylerdin en fazla
Ne çapkın komşumuzdun sen Fahriye abla!

Gönül verdin derlerdi o delikanlıya
En sonunda varmışsın bir Erzincanlıya
Bilmem şimdi hala bu ilk kocandamısın
Hala dağları karlı Erzincandamısın
Bırak geçmiş günleri gönlüm hatırlasın
Hatırada kalan şeyler değişmez zamanla
Ne vefalı komşumuzdun sen Fahriye abla!
AHMET MUHİP DRANAS (1908-1980)

Müjde Ar ve Tarık Tarcan'ın oynadığı sinema filmi geldi aklıma. Kac defa izledim ama yine izlerim.
Özdemir Erdoğan da bu şiiri bestelemişti. (YAnlış hatırlamıyorsam) Kulağımda çalıyor şimdi....

Turuncu beyaz taşlarla kolye



Biraz düşüne taşına oldu ama renkleri yeter bana. Turuncu hayranlığım daha ne kadar sürecek acaba?
(Yorumlar bölümünde yapılışını bulabilirsiniz)

Pazartesi, Ağustos 1

ÇOK SICAAAAAAAAAAKKKKK

Çok sıcaaaaaakkk,
yanıyoruuuuuuummmm....

MEME : THE COOK NEXT DOOR

İlk mutfak maceran neydi, neler hatırlıyorsun?
Annemim yaptığı keklerin kabını sıyırmak beni mutfağa alıştıran yegane neden galiba.
İlkokulda annem beni cırak olarak kullanırdı:) Maydonoz, pirinç ayıklamak, çorba karıştırmak, sofrayı kurup kaldırmak... Mutfagın patronu annem oldugu icin uzun yıllar pek aram olmadı mutfakla. Ama kurabiye ve tatlı söz konusu olduğunda çıraklıktan kalfalığa terfi ederdim:)
Bunu dışında aklıma ilk geleni anlatayım: Sanırım 13 yaşımdaydım. Canım patates kızartması çekti. Evde de kimse yok, mutfak benim yani:) Hata da yapmamak lazım ki ev halkı aferin sana desin. Ama zeytinyağı ile kızartınca beklediğim lezzeti alamayıp kimse eve dönmeden yiyip bitirdim patatesleri. Aferini aldım mı, hatırlamıyorum.

Yemek yapma stilini en çok etkileyen kimdi?
Evlenene kadar hamur işleri dışında bir şey yapmazdım pek. Tabi evlenince iş başa düştü. Annemi çok iyi gözlemlemiş olmalıyım ki hiç bir yemeği yaparken zorluk yaşamadım. Anneannemden de baya şey öğrenmişim. Kayınvalidemin pratikliğini de unutmamak lazım. Bu üç annenin kombinasyonu olmaya çalışıyorum:)
İlk evlendiğim yıl Pınar Altuğ’un yemek programını da takip ederdim hep.Her akşam yeni şeyler pişirirdim.

Yemeğe ve yemek dünyasına olan ilgini kanıtlayan bir resmin var mi? Bize göstermek ister misin?
Aldığım kilolar en iyi kanıt ama sanırım hoş bir fotoğraf olmaz:)

Mutfakta kendisine karşı fobin olan bir şey var mı? Yaparken seni/avuçlarını terleten bir yemek mesela?
Her türlü et, sakatat, sebze, mevye...her şeyi kullanabilirim. Yalnız işkembe temizleyemem
Bunu anneannem yapardı işte eskiden, Kurban bayramlarında. Hayatımda böyle zor bir şey görmedim.

Mutfakta hangi yardımcını vazgeçilmez buluyorsun? Alıp da çok gereksiz bulduğun nedir mutfakta?
Kesme doğrama tahtam olmadan olmaz. Teflon tavalarımsız da olmaz. Gereksiz bir şey almam.

Bir kaç garip belki de komik yemek çeşidi söyle, senin çok sevdiğin ama senden başka kimsenin sevmeyeceğini düşündügün bir yemek.
Annem de kayınvalidem de kalan yemekleri hiç atmaz değerlendirirler. Ama yeni bir şey çıkarırlar ortaya. Bazen çok komik şeyler çıkabiliyor. Mesela 2 gün sofraya gelip kalkan gelip kalkan bir kurufasulye vardı. Kayınvalidem bir sonraki gün yaptığı tarhana çorbasının içine koymuş fasulyeyi. Eşim hemen farketti tabi, kaçmaz. “Ne garip şey bu fasulye mi tarhana mı” diye söylendi ama yedi sonunda. Fasulye de çöp olmaktan kurtuldu.

Bana çok komik gelen başka bir şey var. Lüks restoranlarda upuzun yemek adları görürsünüz. Ismarlarsınız. Sonra bir de bakarsınız ki bu sizin bildiğiniz hep yaptığınız yemeklerden biri yahu:)

Hangi 3 malzemeden veya yemekten vazgeçemezsin?
Patates, domates, yoğurt
Yemek olarak da makarna, tavuklu veya zeytinyağlı herhangi bir yemek

Üç kısa soru daha. En çok sevdiğin dondurma çeşidi...

Karadut, limon ikilisi mmmmmmmmmmmmm..............mmmmmmmm
Ya da kakao, karamel, sade üçlüsü mmmmmmm................mmmmmmmmm

Asla yemeyi düşünmediğin şey...
Ben her şeyi yerim vallaha. Ama bizim kültürümüze özgü olanları. Uzak doğuda ne eti yerler bilirsiniz mesela. Ayyy asla yemem.

Özel bir yemeğin/ spesiyalin var mı?
İlk evlendiğim yıllarda hünkar beğendi yapardım. Yiyenler de beğenirdi.
Kek, kurabiye ustasıydım bir zamanlar.
Ama yavaş yavaş mutfağa ayırdığım zamanı iş güç çalmaya başladı
Misafirlere de genelde balık ve salata hazırlarız eşimle. Balığa bayılırız.

Seni sobeleyen ebeleyen aşçı:
Berrin

Sobelediğin Ebelediğin 3 aşçı:
Tanıdığım Burcuların en marifetlisi ve çalışkanı : Burcu
Takı tasarımları kadar yemek tasarımları da olabileceğini düşündüğüm:Nilüfer
Henüz yeni tanıştığım, bana güzel yorumlar yazan: Akçahan
sobelenmiş bile,
kimi yakalasam diye gezinirken Fethiye'yi gördüm. Başka kim sobeledi bilmiyorum ama Acemice
ben de seni sobelediiiimmm. Sobeee sobeee